Kral çıplak mı?

Kral çıplak mı?

Dilimize geçmiş bu söz zamanında bir kralın sadece zekilerin görebildiği iddia edilen bir elbise diktirmesi hikayesine dayanır. Kimse elbiseyi göremez kralın çıplak olduğunu görür ama diğerleri aptal olduğunu düşünmesin diye görüyormuş gibi davranır. Ne zaman  bir çocuğun  gerçekte  kralın üstünde elbise olmadığını  çıplak olduğunu söylemesine  kadar.

Covid salgının yeniden alevlendiği şu günlerde ne olduğu ve sonucunun ne olacağı artık bildiğimiz ve tahmin ettiğimiz  bu salgında  hala aynı şeyleri  konuşarak gerçekleri görmezden mi geliyoruz  diye düşünmeye başladım. Bu konudaki düşüncelerimi bilinenler ve yanlış anlaşılanları tartışarak bir sonuca varmaya çalıştım.

Hatırlarsınız bu hastalığın ilk çıktığı aylarda toplum bağışıklığı daha genel kulanımı ile ‘’sürü bağışıklığı’’ ile hastalığın yok olacağını düşünen ülkeler ve liderler vardı

Peki neydi sürü bağışıklığı ve ne olması bekleniyordu? Sürü bağışıklığı, bir toplumun hastalığın bulaşma oranını düşük tutmak için enfeksiyonlarla kollektif olarak savaştığı durumdur diye tanımlanabilir. Sürü bağışıklığı, nüfus düzeyinde belirli bir hastalıktan korunmayı hedefler. Ne kadar çok insan bağışıklık kazanırsa, bir virüs o kadar az insana atlayabilir ve daha az bulaşabilir. Bir toplumda yeterli sayıda insan virüse karşı bağışıklık kazanmışsa, hâlâ savunmasız olanlara virüsü yaymaları söz konusu olmayacaktır .

Ülke olarak bunun en çarpıcı uygulaması ise demokrasi ve özgürlükler ülkesi olarak tanımlayabileceğimiz  İsveç’te yapıldı . Hükümet, İsveçlilerin evde kalması, 50’den fazla kişinin toplanmasının yasaklanması ve müzelerin kapatılması gibi adımlar attı. Ancak restoranlar, okullar ve parklar açık kalmaya devam etti. Sonuçta , ülkenin başkenti Stockholm’ün bu ay içinde sürü bağışıklığını kazanabileceği düşünüldü.  Ancak sonuçlar pek de tatmin edici olmadı. 10 milyondan biraz fazla insanın yaşadığı ülkede tespit edilen covid-19 vaka sayısı 73 bin oldu. Ancak ülkede 5 bin 433 insan hayatını kaybetti. Başka bir ifadeyle ülkedeki her 14 corona virüs hastasından biri öldü.

Bu rakamlar İsveç’i covid-19’un en öldürücü olduğu ülkeler listesine soktu. Ülkedeki her bir milyon insandan 538’i corona virüs yüzünden hayatını kaybetti.

Uzmanlar, yeni korona virüsüne karşı sürü bağışıklığı kazanmak için nüfusun en az yüzde 70’inin virüse karşı bağışıklık kazanması gerektiğini öngörüyorlardı. Ama beklendiği gibi olmadı bu oran yakalanamadı.

Nedenleri ise çeşitli arştırmalarda ortaya çıkmaya başladı. Başta İngiltere olmak üzere bir çok avrupa ülkesinde yapılan  antikor araştırmalarında koronavirüs hastalarının hastalığa karşı kazandıkları antikorların yeteri kadar güçlü ve kalıcı olamayabileceğini gösterildi. Araştırmaların  sonuçlarına göre, covıd-19 enfeksiyonu geçirenler ya yeterince antikor üretemiyorlar, ya da ürettikleri antikorları çok değil birkaç ay içinde kaybetmeye başlıyorlardı. Araştırma sonuçlarına bakılırsa, covid-19 geçiren hastalarda gelişen bağışıklık, tıpkı soğuk algınlığı ve gripte olduğu gibi yeterince güçlü ve kalıcı olmadığı anlaşılıyordu nitekim  İspanya sağlık bakanlığı ülkenin sadece yüzde 5.2’sinde antikor geliştiğini duyurdu. Salgının yoğun olarak yaşandığı ülkelerde bile virüse karşı antikor oluşmuş kişilerin oranı yüzde 7’lere ancak ulaşabiliyordu.

Enfeksiyonu geçirerek bağışıklık kazanmanın da bu salgını durdurmada gerçekçi bir beklenti nedeni olamayacağı açığa çıkıyor ve bu bağışıklığın ne kadar koruyucu olduğunu bilinmezliğini koruyordu.

Dünya sağlık örgütü ise  covid-19’u atlatan insanların virüs nedeniyle tekrar hasta olup olmama ihtimalinin yanıtını şimdilik bilmediğimizin altını çiziyor. Ve  “sürü bağışıklığı bir yana, bireysel bağışıklık bile henüz kanıtlanmadı” diyor.

Bu sonuçlara bakılınca “sürü bağışıklığı” kavramı hayal haline geliyor. Daha da önemlisi, antikor düzeyindeki azalma, bulunabilecek bir aşının sağlayacağı bağışıklığı da tartışmalı ve güvensiz hale getiriyor.

Covid-19 hastalığına karşı ömür boyu bağışıklık sağlayan aşının bir ‘’illüzyon” olacağını belirten uzmanlar da var. . Uzmanların ortak beklentisi , covid-19  enfeksiyonda da tıpkı soğuk algınlığı ve grip gibi maksimum 3-5 aylık bir bağışıklığı garanti edebilecek bir aşının geliştirilmesi. Uzmanlar aşıların düzenli olarak yenilenmesinin alışılmamış bir durum olmadığını belirterek covid-19 aşısı da aynı grip aşısı gibi düzenli yapılmak zorunda kalınabilir olduğu yönünde. Bu sonuçlar covid-19  virüsünün  çok hızlı mutasyon geçirdiğini gözler önüne seriyor.

Virüsün hızlı mutasyonuna bağlı olarak sürü bağışıklığı olmuyor hastalığı geçirenlerde antikor gelişimi  kalıcılığı yeterli değil . Ancak burada humaral immüniteden ayrı vücudun diğer bir immün mekanziması olan ve daha geç ortaya çıkan  hücresel koruyucu mekanizma ( t- lenfosit ) dikkatten kaçmamalı diye uyaran uzmanlarda olduğunu söylemek isterim ki bu mekanizma daha  kalıcı koruma sağlayabiliyor.

Covıd-19 enfeksiyonu geçiren birinde bağışıklık gelişmesi diye bir şey söz konusu tabi ki değil ama kazanılan bağışıklığın gücü ve süresi kişiye göre değişiklik göstermekte.

Peki aşıdan başka tedavi  yöntemi olamazmı sorusuna gelince  virüsler bildiğimiz antibiyotiklerle ölmez. Virüslerin canlı içinde yok edilebilmesi için canlıya zarar vermeyen, virüsü öldüren anti-viral ilaçlara ihtiyaç duyulur. Bu ilaçlar insan dokularına, organlarına veya hücrelerine zarar vermezken, virüsü yok ederek iyileşmeyi sağlarlar. Uçuk virüsünde kullanılan asiklovir, grip virüsünde kullanılan oseltamivir, hiv’de kullanılan birçok anti-viral bu şekilde etki gösterir. Ancak covıd-19′ özgü bir ilaç şu an için deneysel düzeydedir. Etkinlikleri için bilgi birikimi yeterli düzeyde değildir.

Yukarıda anlattıklarımın sonucunda peki korunmak için ne yapmalı diye sorarsak hijyen, maske ve mesafe üçlüsünden başka güvenilir bir şey olmadığı gözüküyor. Bu üçlü aşıdan da etkili. Neredeyse tam uyulduğunda tam koruma sağlıyor.

Bu çalışmalardan sürü bağışıklığının olamayacağı anlaşıldı. Henüz kullanılmaya dahi başlanmamış aşının koruyuculuğu ve uygulanabilirliğinin belirsizliği de üstüne eklenince ülkelerin çoğunluğu  pandemi politakalarını yeniden gözden geçirmek zorunda kaldılar.

İzolasyon ve karantina tedbirlerinin tüm dünya ülkelerini zorladığı görünür bir gerçek.  Gelişmiş ülkelerin bile süresi belli olmayan bir hastalıkta izolasyon uygulayarak ekonomik riskleri göze alması çok zor. Mutlak izolasyon ve karantinayı bölgesel bile yapsanız çağımızda hastalığın size yeniden bulaşmamasının garantisi yok. Mutlak karantina ve izolasyon derken de 14 gün evde kalmaktan bahsediyorum.

İşte bu gerçekler ışığında ülkelerin hemen tamamı kısıtlamaları kaldırdı, hayatı ve salgını neredeyse akışına bıraktı. Güçleri ve donanımları ölçüsünde hastalara yoğunluk verdi

Beklenti vatandaşın sağ duyusuna bırakıldı dediğim gibi maske mesafe ve hijyen.

Evet maalesef gerçek bu. Korunma vatandaştan beklenir oldu yanlış mı?

Siz karar verici olsaydınız bu veriler karşısında ne yapardınız?

Bilim kurulu ne yapsın?  Aşımı geliştirsin antikorların kalıcılığını mı sağlasın yoksa ekonomik kararlar mı alsın!!

Peki bir iğnede bize, biz vatandaş olarak ne yapıyoruz?  Beklentiler yerine getiriyor muyuz?

Bunun cevabını önceki yazımda vermiştim.

Birileri eğlenecek diye birileri ölüyor!

Share This
COMMENTS

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*